Yoldaki Kişi...
Bir gece de iki yazı yazıp paylaşmak
içimden gelmez ama bugün biraz yalnızlık ağır vurdu kitapta
okumak istemediğimden bari bir şeyler saçmalıyim dedim meşgul
olurum hiç değilse diye .
Bu yazıda beni etkileyen ve onun gibi
kendimi o olayların içinde bulmak istediğim bir kişiden
bahsedeceğim.
”Neal Cassady”
Bu yazım hayranı
olduğum ve kendini sadece yola adamış biri için.
Film arayışında olduğum günlerden
bir gün bir arkadaşımdan öneri istedim.Ve o büyük öneri geldi.
“On The Road”
Evet bunu izlemeliyim dedim kendi
kendime.Into the Wild ve benzeri filmleri izledikten sonra bu film
benim için olmalı dedim.Filmi izlemeye koyuldum pek muhteşem
değildi açıkcası ama ben filmdeki ismiyle Dean Morarty'ye hayran
olmuştum.Bir kaç kez daha izledim ve sonunda bunun bir kitaptan
uyarlandığını öğrendim evet burada aptallık etmişim geç
baktım yorumlara.
Neyse ki Dean'ın gerçek kimliğini
öğrendiğimde hayrete düştüm.Gerçek ismiyle Neal'i araştırmaya
başladım gördüklerim okuduklarım beni acayip derinden
etkiledi.Benim olmak istediğim kişi bu dedim kendi kendime.Fakat
gelin görün ki düşündüklerim hala eyleme dönüşmedi. :(
Neyse burada size Neal Cassady'den
bahsediceğim.Nasıl biri olduğundan belki sizleri de yola teşvik
eder ve belki dünyadaki güzellikleri görmemiz için belki ön ayak
olur.
Neal'in babası bir alkolikti annesi
öldüğü için iyi bir çocukluk yaşayamadı belki de.Bu yola
çıkmasının sebebi de babası olabilirdi onu arayışındaki
nedenden.
Evsiz olmasından dolayı suça bulaştı
araba çaldı hatta ve hatta kendisinin dediğine göre ya da
kayıtlara her ne sikimse işte 500 araba geçmişti elinden.
Böyle biriydi o kendini yola adamak
için her şeyi yapardı .
Neyse buradan sonra alıntı
paylaşacağım kendim için olacak bu yazı biraz da ara sıra girip
alıntılara bakıp aynı duyguları tekrar yaşamak için.
“Bu
kadarı yetebilir belki. Kimsenin ortalıklarda olmadığı bir
saatte ağlayabiliriz de istersen. Şimdilik bir bira daha
söyleyelim. Kadınlar istedikleri kadar girmeye çalışsınlar
hayatımıza; biz bir bize yer ayırdık orada. Biliyor musun,
aslında her şey başladığı yerde biter ve bir bitki biter
oracıkta. Benim bitkim küçük kısır bir zeytin ağacıdır.
Güneye doğru yola çıktığımda hep yolumu kesen ve yollarda tüm
kasvetimi bir paket sigaraya kurban eden küçük kısır bir zeytin
ağacı. Bir gün bir bahçem olacak ve zeytin ağaçları
yetiştireceğim. Anason , afyon ve zeytin ağacı. Bir gün bir
bahçem olacak ve kurtulacağım tüm lanet arka bahçelerden. İnsan
olacağım. Sevgili, koca ya da metres olmayı bırakıp; bırakıp
araba yıkamayı, bulaşıkçılığı, dost olmayı, insan olacağım.
Kimseye yer ayırmıyorum bahçemde, yalnız ve mutsuz olacağım.
Gittiğim güne dek hayatın beyin damarlarındaki bir hava kabarcığı
olacağım. Bir gün patlayacağım ve her şey sona erecek. Ne
güzel, değil mi? Hala hayal kurabiliyor olmak, bekar olmak, her gün
kansere, AIDS’e ve tüm illetlere biraz daha yakın olmak ne güzel.
İstersen cevap da verebilirsin, ya da en iyisi sus biraz. Çünkü
hep ben konuşmalıyım ki gerçek gibi dursun tüm bunlar. Sahi,
bunca ifrit gerçek olabilir mi?
Gerçek
olamayacak ne var ya da? Sence, bence ve bencilce. Gerçek olamayacak
tek bir an, tek bir figüran girmişse hayatına, gerçeklik seni ne
kadar yalanlar. Umurumda değil ne kendi söylediklerim ne de senin
bana söylemek istediklerin. Sevişmek üzerine uzun uzun konuşmuştuk
bir gece seninle ve sabaha kadar üç esmer iki sarışınla
yatmıştın sen ben kaldıramayacağım kadar içmiştim ve
kaldıramamıştım. Ne komikti bunca rezalet. Hayatımıza onca
zilli girmişti ve birkaç hanım hanımcık yosma. Ki biliyorsun ben
hepsinde bir şeyler unuttum ayrılırken. Şimdi düşünüyorum da
ne gerek vardı. Ne menem bir haykırıştı o her ayrılık. Hayır,
kadınları küçümsemiyorum; onlar zaten küçükler. Küçücük
dünyaları hep dar geldi bana. Bense hep kendimi okşadım üşüdüğüm
her yanlış durakta.
Büyük
serseri büyük vurgunlar yiyendir ve tüm vurgunlardan biraz yitik
çıkandır mı demiştin; yoksa ‘ siktir et bunları’ mı?
Eski
günlerdeki kadar karanlık olabilseydim umursardım bana vereceğin
cevabı; şimdilerde hiç olmadığım kadar net’im, her şey o
kadar belirgin ki kimsenin düşünceleri, düşüşleri beni
ilgilendirmiyor.
Neyse,
bizi nasıl olsa anlamayacaklar dostum. Ardımda hamile bir sevgilim
olsaydı yinede düşerdim yola ama kafamda bunca acı varken
kıpırdayamıyorum bile. Ardımda mutlu bir an bıraksaydım yinede
düşerdim yola ama içimde bunca kirli yalnızlık varken
kıpırdayamıyorum bile. Ardımda bir ceset bırakabilecek olsaydım
yinede düşerdim yola ama kendi cesedimi sırtımda taşıyorken
kıpırdayamıyorum bile. Bir bira daha söyle de susalım biraz ki
azıcık da gece konuşsun.
Lanet
olsun mu derdin en çok yoksa allah belanı versin mi? Sanırım ben
bu iki kelimeyi de bakire bir kızın dokunulmazlığı olarak
görüyorum ve sen böylesine küfürbaz olabildiğin için
imreniyorum sana. Bu kadarı yetebilirdi belki ama ben ağlamak
istiyorum yinede. Eski, küflü bir Ford’un arka koltuğunda
gözyaşlarım ve kusmuğumdan oluşan bir gölün içinde ölü
bulunmak istiyorum.”
Böyle bir adam işte Beat Kuşağının
Peygamberi sayılabilecek.Bu adam ölümle bile yolda karşılaştı
son adımını attığında hayatına yollarda yürüyerek devam
ettiği zamanda.
Sevdiği şeyi yaparak öldü ağzından
çıkan son sözle 64.928 diyerek son adımını sayarken...
R.I.P Neal Cassady (1926-1968)

Yorumlar
Yorum Gönder